astım

Astım

Tanım: Astım, ataklar halinde beliren ve bronşların tıkanmasına neden olan bir hastalıktır. Hastalık, bronşlarda bulunan bağışıklık sistemi hücrelerinin verdiği aşırı/abartılı yanıttan ileri gelir ve bu aşırı/abartılı yanıtlar sonucu bronşlar tıkanır. Bronşların tıkanması, bronşları çevreleyen kas tabakasının kasılması, bronş duvarının ödemi (şişmesi) ve bronşlar içindeki balgam tıkaçlarından ileri gelir. Bunun sonucu olarak akciğerlere giren havanın akciğerden çıkmasında güçlük oluşur. Ataklar sırasında öksürük, göğüste sıkışma-baskı hissi, solunumda hızlanma, hırıltı (hışıltı) ve nefes darlığı olur. Hastalar ataklar arasında tamamen veya kısmen iyidirler. Astımlı hastalar çevredeki birçok maddeye astımlı olmayanlara göre daha fazla duyarlıdırlar ve bu maddelerle karşılaşma astımlılarda hışıltı ve öksürük gibi yakınmalara oluşmasına yol açar.

Yaş grubu: Astım hem çocukluk hem de erişkin çağının en sık görülen sağlık sorunlarından biridir. Dr Şekerel’in Devlet Planlama Teşkilatı ile gerçekleştirdiği araştırmalar ülkemizde ilkokul çağı her 10-15 çocuktan (ve 10-20 erişkinden) birinde astım benzeri yakınmalar olduğunu göstermiştir.

Önemi: Astım neden olduğu günlük yakınmalar ile iş ya da okul başarısının düşmesi, günlük aktivitenin yapılamaması, gece uykularının bölünmesi gibi sorunlar nedeniyle yaşam kalitesinde çok önemli bozulmalara yol açar. Astım atakları acil müdahale gerektiren ve bazen yaşamı tehdit edebilen durumlardır. Dr.Bülent Şekerel’in ülkemizdeki astımlı hastaların kontrol düzeylerini 5 yıl ara ile araştırdığı iki araştırması ülkemizdeki hastaların beklenen kontrol seviyelerine ulaşmadığını ortaya koymuştur. Her iki makalede de bu durumun olası nedenleri ayrıntılı olarak irdelenmiş ve öneriler sunulmuştur.

Risk faktörleri: Tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi astımın gelişmesindeki en büyük risk faktörü o kişinin ailesinde alerjik hastalıkların veya astımın olmasıdır. Ancak özellikle tek yumurta ikizlerinden (genetik materyali aynı olan iki kişi) birinde astım saptanırken diğerinde olmaması bilinen bir durumdur. Bu durum astımın gelişmesinde yalnız genetik faktörlerin rolü olmadığının en büyük kanıtıdır. Nitekim son 20 yılda, özellikle batı ülkelerinde, astımın iki kata varan oranlarda artmış olması, çevresel faktörlerinde rolü olduğunu düşündürmektedir. Ancak bugüne kadar çevremizdeki binlerce faktörden hangisinin veya hangilerinin astıma neden olduğu henüz gösterilememiştir. Sigara, egzoz dumanı, hava kirliliği, giderek daha hijyenik ortamlarda yaşamamızın rolü olabileceğine yönelik kanıtlara ulaşılmıştır.

Oluşum mekanizması: Organizmamızın (vücudumuzun) hem dış (bakteri, virüs, parazit) hem de iç (kanser gibi) düşmanlara karşı korunması bağışıklık sistemi denen bir sistem ile sağlanmaktadır. Bu sistem tepkilerini aralarında kompleks ilişkiler olan hücre ve moleküller aracılığı ile verir. Bağışıklık sistemi organizmamız için zararlı olan bir etken ile karşılaştığın da, ona karşı güçlü tepkiler üretir ve onu ortadan kaldırarak bize zararlı olmasını engeller. Organizmamız, zararlı olmayan yabancı bir etken ile karşılaştığında ise daha ölçülü tepkiler verir. Çünkü bağışıklık sisteminin verdiği güçlü tepkiler genelde vücudumuz için rahatsız verici nitelikte durumlara yol açar. Bunlar vücut sıcaklığının yükselmesi ve kırgınlık gibi genel belirtiler veya tepkinin verildiği organa ait yakınmalar şeklinde kendini gösterir. Bu kapsamda alerji, vücudumuza solunum, mide-barsak veya deri teması ile giren bazı yabancı maddelere karşı gereğinden fazla aşırı tepkiler vermesi olarak tanımlanır. Bir diğer ifadeyle, genel kanının aksine alerji, bağışıklık sistemindeki bir eksiklikten değil, aksine zararlı olmayan bir yabancı maddeye karşı aşırı bir tepki verilmesinden ileri gelir. Astımda bağışıklık sistemimiz yalnız alerjenlere değil aynı zamanda üst solunum yolu infeksiyonları, yoğun kokular ve bazı ilaçlara karşıda yoğun ve şiddetli tepkiler üretir. Bu tepkiler hastalarda astım yakınmaların belirmesi ile kendini belli eder.
Belirtiler: Sürekli veya ataklar halinde gelen öksürük, tekrarlayan hırıltı (hışıltı), nefes darlığı ve göğüsde sıkışma hissi astımı düşündürmelidir. Astım öksürüğü kuru, inatçı ve tekrarlayıcıdır. Nöbetler halinde gelir, sıklıkla gece ve sabaha karşı başlayıp hastayı uykudan uyandırabilir. Hışıltı astımın en karekteristik bulgusudur. Özellikle nefes verirken göğüsten ıslık sesine benzer bir ses duyulur. Ancak her hışıltı astım değildir. Özellikle yaşamın ilk iki yılında bebeklerde solunum yolu infeksiyonları sıktır ve bu infeksiyonlar hırşıltılı bir seyir gösterebilir. Bu nedenle, özellikle tekrarlayan hışıltısı olan çocuklarda astım akla getirilmelidir. Nefes darlığı, sık nefes alıp-verme ve bebeklerde karnın, çocuklarda göğsün körük gibi inip kalkması ile kendini belli edebilir.

Nedenler: Astımlı bir kişide yakınmaları başlatan en sık neden üst solunum yolunun infeksiyonlarıdır. Bunu alerjenler, yoğun duman/kokular ve bazı ilaçlar izler. Astıma en sık yol açan alerjenler pollenler, ev tozu akarı, hayvanlar, bazı küf mantarları ve hamam böceğidir. Üst solunum yolunun her türlü infeksiyonu astım yakınmalarını başlatmaz. En fazla sorumlu olan viral (virusla ilişkili) infeksiyonlardır. Nezle virusu (rinovirus) astım ataklarına en sık neden olan ajandır. Genelde bakterilerin neden olduğu üst solunum yolu infeksiyonlar astımı tetiklememekle birlikte sinüzit astımı tetikler/kötüleştirir. Ülkemizde en sık astıma yol açan alerjeler pollen alerjisi ve ev tozu kar alerjisidir. Pollenlerden de en sık alerji görüleni ise çayır pollenleri yani çim pollenidir. Akar ise ev tozu içinde yaşayan ve gözle görülemeyecek derecede küçük olan bir böcektir ve özellikle de tekstil ürünlerin üzerinde bulunur. Rutubetli ve ılıman iklim yaşaması için en uygun ortamı sağlar. Kuş tüyü ve yün yatak yorganlar en sık bulunduğu yerlerdir. Hayvanlardan ise en sık alerji yaptığı bilinen kedidir. Yoğun kimyasal madde koku ve dumanları her kişide bazı yakınmalara neden olur. Ancak astımlılarda her zaman bu yakınmalar daha fazla olur. Sigara ve soba dumanı, yoğun parfüm, naftalin, boya vernik kokusu, egzos dumanı, soğuk ve kuru hava solumak yakınmaları başlatır. Egzersizin astım yakınmaları başlattığı iyi bilinen bir durumdur. Ancak burada sorumlu olan egzersizin kendisi değil egzersiz sırasında ağızdan solunum yapılması yani ısınmamış ve nemlenmemiş havanın solunmasıdır. İlaçlardan en sık astıma yol açan ağrı kesici/ateş düşürücü ilaçlardır. Erişkin astımlıların %10-20’sinde ve çocuk astımlıların %5-10’nunda bu ilaçlara karşı aşırı hassasiyet mevcuttur ve bu durumlarda hassas olunan ilaçlar kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun dışında hipertansiyon, kalp hastalıkları ve bazı göz hastalıklarında kullanılan ilaçlarda astımı kötüleştirebileceğinden her astımlının başvurduğu hekimi hastalığı hakkında bilgilendirmesi gerekir.

Tedavi: Mevcut tedaviler hastalığı kontrol altında tutarak hasta kişinin sağlıklı kişiler kadar kaliteli yaşam sürmesine olanak sağlar. Temel amaçlar spor dahil normal yaşantının devam ettirilmesi ve astım krizlerini önlemektir. Bu amaçlara ulaşabilmek için astım erken dönemde tanınmalı ve tedaviye erken dönemde başlanmalıdır. Astım kısa sürede gelip geçen bir hastalık değildir. Bu nedenle hastanın yakınması olmasa da düzenli doktor kontrolü gereklidir. Astımı kür eden (tamamen ortadan kaldıran) bir tedavi şekli henüz mevcut değildir. Astım tedavisi kabaca üç aşamada incelenebilir. İlk aşama tetikleyicilerden (infeksiyonlar, allejenler, yoğun ve keskin kokular ve bazı ilaçlar) sakınmadır. Sakınma önlemleri yakınmaların oluşmasını büyük oranda kontrol edebilirse de çoğu hastada tümüyle ortadan kaldıramaz. Bu takdirde yakınmaların düzenli veya gerektikçe kullanılan değişik ilaçlar ile kontrol altında alınması gerekir. Hekimler hastalığın şiddeti, hasta yaşı, kolay kullanılabilirliği ve maliyet gibi faktörlerin göz önünde tutarak her hasta için özgün tedaviler önerirler. İlaç tedavilerinde koruyucu ve rahatlatıcı olmak üzere iki grup ilaç vardır. Koruyucu ilaçların sürekli olarak kullanılması gerekirken rahatlatıcı ilaçlarda gerektikçe devreye girerler. Solunum yolu ile kullanılan kortikosteroid (kortizon) içeren ilaçlar astımın en etkili ilaçlarıdır ve yüksek dozda kullanılmadıklarında genelde önemli bir yan etki oluşturmazlar. Ancak burada önemli olan hastayı kontrol edecek en düşük dozun bulunmasıdır ki bu dikkatli ve yakın bir hasta izlemini gerektirir. İlaç tedavilerinin önerilen şekilde uygulaması ile hastaların büyük çoğunluğunda yakınmalar giderilebilir ve hastanın yaşam kalitesi arttırılabilir. İlk iki aşama tedavileri uygulamasına karşın yeterli yararı görmeyen küçük bir hasta grubunda ise, hastaların çoğunlukla “aşı” olarak andıkları, immünoterapi tedavisi uygulanabilir. İmmünoterapi tedavisinde hastaya duyarlı olduğu alerjen giderek artan dozlarda verilerek bağışıklık sisteminde verilen tepkilerin azaltılması amaçlanır. Bu tedavi biçimi genelde hastalık kontrolünü arttırsa bile kür edemez (ortadan kaldıramaz). İmmünoterapi yapılma kararı ve nasıl yapılacağı konu hakkında uzmanlık(ihtisas) eğitimi almış alerjistler tarafından verilir.

Hastaların sık atak geçirmesi, ağızdan veya enjeksiyon şeklind kortizon kullanma durumunda kalması, öksürük ve hışıltı ile uyanması, egzersizle öksürük olması, egzersiz kapasitesinde kısıtlanma olması ve rahatlatıcı ilaç gereksiniminde artış olması astım tedavisinin yetersiz olduğunu gösterir. Bu durumda tedavi şeması tekrardan gözden geçirilmesi için hekim ile temas kurulmalıdır.

Doğal Seyir: Batı toplumlarında astımlı çocukların yaklaşık dörtte biri ile yarısının ergenlik çağına kadar yakınmasız hale geleceği bildirilmiştir. Türk toplumunda astımlı çocukların hangisinin ileri yaşlarda hastalıktan kurtulacağı Dr Bülent Şekerel’in Hacettepe Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği araştırmalarda incelenmiştir. Buna göre astım tanısı konmuş altı yaş çocukların yaklaşık yarısı ergenlik çağı sonunda yakınmasız hale gelmekte ve 6 yaştaki bazı özelliklere bakarak yüksek bir olasılıkla hangi çocuğun ileri yaşlarda astımdan arınabileceği tahmin edilebilmektedir. Astım şiddeti zamanla artış ve azalmalar gösterebilir. Ve hatta uzun süreler yakınmasız olabilirler. Astımlı kişilerde daha sık oranlarda alerjik rinit ve atopik dermatit (alerjik egzema) görülür. Bu sebeple alerjik rinitli ve atopik dermatitli her hastanın astım gelişimi yönünden dikkatle izlenmesi gerekir.

Dikkat: Bu yazı Dr Bülent Şekerel tarafından hazırlanmış olup kaynak gösterilmeden kullanılamaz.

Dikkat: Burada çocukluk çağının bir alerjik hastalığı hakkında Dr.Bülent Şekerel tarafından size yardımcı olacağına inanılarak derlenmiş bazı bilgiler yer almaktadır. Bu nedenle bu bilgilerin, hekim olmayanlar tarafından tedavi amacıyla kullanılmamaları gerekir. Lütfen daha ayrıntılı bilgi için hekiminize başvurunuz.